Ben başak burcuyum.Titizim,titizden de çok düzenliyim,belki de en çok paronoyaklık derecesinde programlı olmayı severim,günümü önceden planlamayı,planı düşündükçe mutlu olmayı,her şeyin aşağı yukarı nasıl yapılacağını,neyle sonuçlanacağını bilmek isterim.Kaçta uyunur,kaçta uyanılır,o gün ne yenir,akşam ne seyredilir hepsini düşünürüm.Bunları planladıkça da mutlu olurum.Hani gelecekte ya da geçmişte yaşamayın,anı yaşayın derler ya,ben galiba biraz gelecekte yaşıyorum.Eh ,takdir edersiniz ki bebekle program yapmak bir yere kadar…zor şey yani.Planlar her zaman işlemez,belirlediğin saat iki gün tutar,üçüncü gün tutmaz.Benim gibi saatlere takıntılı,planının bozulmasından hiç hoşlanmayan bir insan için bu bir dengesizlik ve sinirlenme sebebi.Ama ne yapacaksın,buna da alışılıyor.Annelik insanı güzelce törpülüyor.Çocuklar insanın anı yaşamasını sağlıyor.
Bir de umutsuzca hayattan bazı isteklere sahibim..Örneğin uyku konusunda,yürüme,konuşma,yemek yeme…vs.Tam olarak kaçıncı aydan sonra kesintisiz uyku uyuyabileceğini,şu gidişe bakarsak tam olarak kaçıncı ayda yürüyeceğini,ne zaman konuşacağını tam tarihiyle bilmek istiyorum.Hani “beklenen gün gelecekse çektiklerim kutsaldır” hesabı ,eğer bilirsem beklerim ben.O zaman gerçekten mükemmel sabrederim.Bileyim yeter ki…
Ama yine takdir edersiniz ki çocuklar prospektüsle doğmuyorlar.Kullanma kılavuzları da yok.Her şey muamma.Aslında sırf çocuk değil büyük insan da öyle.Robot değiliz sonuçta.Şu anki gidişata bakarak tahminlerde bulunuyorsunuz sadece.”İyi duruyor ayakta,bir yaşında yürü bu” gibi.Kafamdan geçen ise şu oluyor; “bana gün verin ,gün!ne zaman?!” .Evet biliyorum,çok psikopatça,ama maalesef benim de böyle sabırsızlıklarım var,gerçekten öğrenmek için çatlıyorum,sabredemiyorum.Geleceği çok merak ediyorum,neler olacağını öğrenmek için bekleyemiyorum.Çocukken de yılbaşında alınan ve gece yarısı açılması beklenen hediyeleri bir gün önceden açardım.Bekleyemezdim.Saçlarımı mı kestirmeye karar verdim,hemen o gün,olmadı,ertesi sabah hemen kestirirdim.Bu belki de burçtan öte kişilik özelliği.
Yani ,özetle,hep bilmek,hep planlamak ,program yapmak isteyen sabırsız bir insanın sabır taşına dönüşmüş anne olması ,tahammülü zor bir olay.Ama başarılıyor,yapacak bir şey yok.İki gün öğlenleri birer buçuk saat uyusa bebeğiniz,tamam artık düzen böyle oluştu der sevinirsiniz,üçüncü gün kırkar dakika uyur,içinizde öfke kıvılcımları çakar,hayattan anında bezersiniz.Bu basit bir örnek tabii ki ama benim kişiliğimde bir insan böyle ani düşüşler,ani depresyonlar,sinir harpleri yaşar.Sonra yeni düzene de alışır,onun içinde de yaşama yolu bulur,ilk hayal kırıklığından sonra kendini ona göre şekillendirir.
Oğlumun uykusuna beslenmesine laf edip ,onu bu bakımlardan “zor çocuk” olarak nitelerken kendimdeki kişilik zorlanmalarından da bahsetmek istedim.Ben de bu bakımdan “zor anne”yim.Daha tahammüllü,daha az sinirlenen bir insan olabilirdim.Ama işte dedim ya,annelik insanı çok güzel törpülüyor.Örneğin aşırı titizlik ve düzenlilik yönüm,salonun iki dakika içinde darmadağın olabilmesiyle ve mama sandalyesinde sırf kendi kendine yemek yemeyi öğrensin diye mutfağın yağlı yemeklerle batıp,o minik ellerin her yere değmesiyle çok güzel test ediliyor ve genelde de testi geçiyorum.Hatta karmaşanın büyüklüğü ipleri tamamen gevşetmemi ve keyif almamı da sağlıyor.
Hayat böyle.Hep fotoğraflara bakarken bazı arkadaşlarımın anne olmadan önceki ve sonraki fotoğraflarına bakıp değişimi incelerdim/incelerim.Anne olduktan sonra yüzlerine düşen olgunluk,sabrı gösteren ifade,biraz anlayış,biraz düşünceli hal gerçekten iki fotoğraf arasındaki en belirleyici unsur olur genelde.Bu farklılıkların hepsi ,anneliğin ,o insanların kişiliklerindeki “zor” kısımları törpülemeleriyle oluşuyor sanırım.Ve bence bu her şeye rağmen çok güzel bir şey.